Çocukluk Travması Yetişkinlikte Nasıl Görülür?

--

Çocukluk Travması Nedir?

Neredeyse kimsenin mükemmel bir çocukluğu yoktur. Ama bazı çocukluk dönemleri diğerlerinden daha ağır geçer. Bunun nedeni, bazı çocukların “yüksek tehdit bölgeleri” denilen yerlerde büyümesidir. Kendilerinde korku yaratan etkenleri görür ve duyarlar. Genellikle onlara rehberlik edecek, onları koruyabilecek veya teselli edebilecek kişiler çevrelerinde yoktur. Bu çocuklar büyür ve mental olarak dengesiz, duygusal olarak tepkisel ve davranış olarak öngörülemeyen insanların etrafında olmaya uyum sağlarlar. Kendilerini kötü hissettiren bir dünyada kendi başlarına olmaya uyum sağlarlar. Çocukluk travması duruma ve kişiye göre çok farklı görünebilir. Ancak genel olarak çocukluk travması, bir çocuğun herhangi bir tehdit edici veya tehlikeli durumu deneyimlemesi, tanık olması veya duymasıdır. Yine de, bir kişi için travmatik olan bir şey, bir başkası için tipik olarak görülebileceği veya kolayca çözülebileceği için tüm travmalar eşit değildir.

Çocukluk Travması Yetişkinlikte Nasıl Görülür?

İnsanların onayını almak için onları memnun etmeye çalışmak.

“Normalde işim var ama şimdi hayır dersem çok kırılır. En iyisi ‘evet geleceğim’ diyeyim.” gibi düşünmek özsaygınızı negatif yönde etkileyen durumlardandır. Siz kimseyi memnun etmek zorunda değilsiniz. İstemediğiniz bir davranışı kimsenin size yaptırma hakkı yoktur. Herkesten önce kendinizin mutlu olacağı davranışları yapmak önceliğiniz olmalıdır. Bu davranışın sebebi ise tartışmalardan ve kavgalardan olabildiğince uzak olabilmek olabilir. Çocukken, güvende olmak gibi belirli ihtiyaçlarımız vardı. Ancak eğer size çok fazla stres ve acı yaşatan, güvensiz, istikrarsız bir ortamda büyümüş olabilirsiniz. Daha güvenli bir ortam yaratmak için ebeveynleriniz ve kardeşleriniz gibi size en yakın insanları memnun etmeyi öğrenmiş olabilirsiniz. Bu nedenle, insanları memnun etmek, son derece önemli bir travma tepkisidir. Bir savunma mekanizması olarak görülebilir. Yani zorlu durumlarla başa çıkmanıza yardımcı olmak için geliştirdiğiniz yöntemlerden biridir.

İlişkilerde kendi önceliklerinizden vazgeçmek ve kişisel sınırlarınızı yok saymak.

Sınır koymanın en temel yolu, kesin bir şekilde “hayır” diyebilmekten geçer. Ancak sadece hayır diyerek sınır koymak çoğu insan için zordur. “Hayır” diyebilmek sınır belirlemek için önemlidir çünkü “hayır” cevabının arkasından gelen soru, sitem ve psikolojik baskılara yönelik vereceğiniz tepki, sınırlarınızı belirler. Sınırlarınızı çizmeye başladıktan sonra insanlardan aldığınız tepkiler karşısında uzun açıklamalar yapmak sizi gafil avlar. Kendinizi açıklama yapmak zorunda hissederseniz, bu zorunluluğu neden hissettiğiniz üzerinde düşünün. Herkesin ne yapmak isteyip istemediğini belirleme hakkı vardır. Kendinizde bu hakkı görmüyor olabilir misiniz? Sınırlar üzerine düşünmeye bu noktadan da başlayabilirsiniz.

Sürekli dış onaya ihtiyaç duymak.

“Acaba bugün güzel görünüyor muyum? Bugünkü kıyafetim bana yakışmış mı?” Çocukluk döneminde anne- baba- öğretmen üçgeninde çocuk fark edilmeyi, şefkat, takdir ve sevgi görmeyi bekler. Anne- baba- öğretmenden gelen övgüler, takdirler, aferinler çocuğun özgüveninin gelişmesine yardımcı olur. Sevilmemekle veya terk edilmekle tehdit edilmek, yapılan hatalardan sonra alınan cezalar, bazen nedenini açıklanmadan alınan cezalar, toplum içinde eleştirilmek çocuklarda korku ve utanç duygularının yaşanmasına neden olur. Korku ve utanç duyguları büyür, bireyler kendileri hakkında olumsuz düşünceler (sevilmiyorum, değersizim, beceriksizim, aptalım, beğenilmem vb.) geliştirir ve onlara inanırlar. Onay almaya hassasiyetleri birinin bu inançları değiştirmesini istedikleri içindir. Olumsuza odaklı ve onay görme konusunda hassas olan bireylerde özgüven eksikliği, içe kapanma veya dışarıya göstermemek için aşırı özgüvenli ve bağımsız olabilirler.

Başkalarını düzeltebileceğinizi veya iyileştirebileceğinizi düşünmek.

“Aslında onun içinde iyilik var. Bunu birlikte açığa çıkarabiliriz.” Başkalarını düzeltme ihtiyacı genellikle romantik ilişkilerde görülebilir. Bununla ilgili bir sorun şudur: diğer kişi düzelmeyi istemiyor ya da düzeltilmesi gereken bir özelliği olduğunu düşünmüyor olabilir. Düzeltilmesi gerektiğini düşündükleri biriyle ilişki içinde olan kişilerin, ilişkilerinin başarısız olması kaçınılmazdır. Sağlıklı ilişkiler, partnerler arasında karşılıklı saygı, sevgi ve kabulden oluşur. Bir partnerin yeterince iyi olmadığını hissetmesi ve daha kabul edilebilir olmak için uğraş gerektiren ilişkiler genellikle hayal kırıklığına, üzüntüye, öfkeye ve kırgınlığa yol açar. Başkalarını düzeltmek sizin göreviniz değildir. Tıpkı çocukken ebeveynlerinizi düzeltmenin göreviniz olmadığı gibi.

Başkalarına güvenmek için kendinizle mücadele etmek.

Çocukluk yıllarınızda yardıma ihtiyacınız olduğunda yeterince destek görmediğinizden dolayı, zorlu durumları kendi başınıza atlatmaya alışmış olabilirsiniz. Bu nedenle size birinin yardımcı olup, destek olmak isteyebileceğini kabul etmek sizin için zorlayıcı olabilir. Bir diğer senaryo ise sizi ihtiyacınız olduğu bir anda yarı yolda bırakacağını düşündüğünüzden dolayı en baştan güvenmek konusunda zorluk çekiyor olabilirsiniz. Bu sebepten yardım istemeden kendi başınıza zorlukların üstesinden gelmeyi istiyor olabilirsiniz.

Çocukken pek çok hak ihlaline maruz kalabiliriz. Bunun sonucunda özgüvenimiz ve benlik saygımız zedelenebilir. Ancak bu travmalarınız iyileşebilir ve travma sonucu oluşan sağlıksız davranışlarımızı değiştirebiliriz. Geçmişin geçmişte kaldığını söylemek kolay olsa da, geçmiş çoğu zaman canlı olarak hala yaşamlarımızda ve dünyayı güvensiz bir yer olarak hissettirmeye devam ediyor. Belki de, geçmişinizi biraz dinlendirmenizin zamanı gelmiştir.

Yazar: Süeda Hallaç

--

--